İnsanlar özel mi cins mi? Ankara’da bir ekonomistin not defterinden
Okumaya Değer: İnsan haklarını korumak için hangi belgeler imzalanmıştır ?
Çocukken başlayan yanlış bir kıyas duygusu
Ankara’da büyürken insanın kafası erken yaşta kıyasla tanışıyor. Okulda notlar, mahallede bisikletler, akraba ziyaretlerinde “şunun çocuğu ne yapmış” cümleleri… Ben 25 yaşındayım, ekonomi okudum ve veriyle uğraşmayı seviyorum ama sanırım bu kıyas alışkanlığı bende çocukluktan kaldı.
“İnsanlar özel mi cins mi?” sorusunu ilk kez çok küçükken net bir şekilde kuramamıştım ama hissi vardı. Sanki bazı insanlar daha değerliydi, bazıları daha “normal”, bazıları ise sadece kalabalık.
O zamanlar bunun adını koyamıyordum. Şimdi geriye dönüp bakınca, aslında insan zihninin erken yaşta öğrendiği en güçlü şeylerden birinin sınıflandırma olduğunu görüyorum. OECD’nin eğitim ve sosyal çevre araştırmalarında da benzer bir şey söylenir: çocuklar erken yaşta sosyal hiyerarşiyi gözlemleyerek öğrenir. Ama o zamanlar ben bunu veri olarak değil, his olarak yaşıyordum.
“İnsanlar özel mi cins mi?” sorusunun ilk çatlağı
Lisede bir gün öğretmenimiz sınıfta bir tartışma başlatmıştı. “Herkes eşit mi doğar?” gibi basit görünen ama aslında oldukça ağır bir soru.
Sınıf ikiye bölünmüştü. Kimisi “herkes eşit” diyordu, kimisi “hayır, şartlar belirler” diyordu. Ben sessiz kalmıştım. Çünkü içimde ikisi de doğru gibi geliyordu.
O gün eve döndüğümde defterime şunu yazmışım:
“İnsanlar özel mi cins mi? Yoksa sadece farklı dağıtılmış veriler mi?”
O cümle bugün bile tuhaf geliyor ama ekonomi okumaya giden yolumun başlangıcı biraz da buydu. İnsan davranışını sayı gibi düşünmeye başlamak.
Veriyle tanışınca değişen bakış açım
Bugün “İnsanlar özel mi cins mi” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.
Üniversitede rakamların insan yüzleri
Ekonomi bölümüne başladığımda ilk şokum şuydu: insanlar sandığım kadar “rastgele” değildi ama sandığım kadar “özel” de değildi.
Gelir dağılımı dersinde öğrendiğimiz Gini katsayısı, bana ilk kez toplumun görünmeyen haritasını gösterdi. Türkiye’nin gelir eşitsizliği üzerine TÜİK verilerini incelerken şunu fark ettim: bireyler ne kadar benzersiz hikâyeler anlatırsa anlatsın, büyük resimde belirli desenler tekrar ediyordu.
Ama bu, insanları “cins” gibi görmek anlamına gelmiyordu. Daha çok şuna benziyordu: her insan ayrı bir hikâye ama bu hikâyelerin aktığı nehirler belli yataklardan geçiyor.
O zaman kafamda “İnsanlar özel mi cins mi?” sorusu daha karmaşık bir hale geldi. Çünkü veri bana şunu öğretiyordu: ortalamalar var ama istisnalar da çok güçlü.
Bir staj gününde öğrendiğim şey
Üniversite üçüncü sınıfta bir finans şirketinde staj yapmaya başladım. Masamda Excel dosyaları, grafikler, raporlar…
Bir gün yöneticim bana şunu demişti:
“Veriyi okursan insanı da okursun.”
O an çok anlamamıştım. Ama zamanla fark ettim ki kredi skorlarından harcama alışkanlıklarına kadar her şey bir davranış izi bırakıyordu.
Bir müşteri profiline baktığımda sadece sayı görmüyordum artık; düzensiz gelir, artan borç, geciken ödemeler… Bunların arkasında bir hayat vardı.
Ve o hayat bana şunu düşündürüyordu: İnsanlar özel mi cins mi? Yoksa sistemlerin içinde birer davranış örüntüsü mü?
Ankara’da günlük hayatın içinde insan gözlemi
Metroda karşılaştığım gerçeklik
Ankara metrosunda sabahları aynı yüzleri görürsünüz. Uyuklayan öğrenciler, işe yetişmeye çalışan memurlar, elinde kahveyle telefona bakan insanlar…
Bir gün özellikle dikkatle baktım. Herkes kendi dünyasında ama herkes aynı düzenin parçası.
O an aklımdan şu geçti: Eğer dışarıdan bir veri seti olarak bakılsa, bu insanlar sadece hareket eden noktalar gibi görünürdü. Ama içeriden bakınca her biri ayrı bir evren.
İşte “İnsanlar özel mi cins mi?” sorusu burada tekrar karşıma çıktı. Çünkü veriyle baktığımda genelleme kaçınılmazdı, ama insan olarak baktığımda genelleme neredeyse haksızlık gibi geliyordu.
Bir arkadaşımın hikâyesi
Yakın bir arkadaşım var. Üniversiteden sonra uzun süre iş bulamadı. CV’si güçlüydü ama sürekli reddediliyordu.
Veri açısından bakarsanız bu sadece “işsizlik süresi uzayan birey” kategorisine girer. Ama onun hikâyesi öyle değildi.
Bir gün birlikte otururken bana şunu demişti:
“Ben kendimi istatistik gibi hissetmeye başladım.”
Bu cümle beni çok düşündürdü. Çünkü ekonomi bize bireyleri modellemeyi öğretir ama bazen modelin içinde kaybolan insanı görmezden gelebiliriz.
O gün defterime tekrar yazdım:
“İnsanlar özel mi cins mi? Veri seni genelleştiriyor ama hayat seni tekil yapıyor.”
Bilimsel veriler ve insanın karmaşık doğası
Davranış ekonomisinin söylediği şey
Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin çalışmaları, insanın her zaman rasyonel olmadığını gösterdi. Bu aslında ekonomi için büyük bir kırılmaydı.
Çünkü klasik modeller insanı “mantıklı karar veren birim” olarak görüyordu. Ama gerçek hayat öyle değildi.
İnsanlar duygularla, önyargılarla, alışkanlıklarla karar veriyordu.
Bu noktada “İnsanlar özel mi cins mi?” sorusu daha da ilginç hale geliyor. Çünkü davranışlarımız öngörülebilir örüntüler taşısa da, her bireyin bu örüntüleri uygulama şekli farklı.
World Values Survey ve kültürel farklar
World Values Survey gibi büyük araştırmalar, toplumların değer sistemlerinin zamanla nasıl değiştiğini gösteriyor. Güven, aile bağları, çalışma ahlakı gibi kavramlar ülkeden ülkeye ciddi farklılıklar gösteriyor.
Ama en ilginç şey şu: aynı toplum içinde bile insanlar birbirinden çok farklı.
Yani veri bize hem benzerliği hem farklılığı aynı anda gösteriyor. Bu da soruyu daha zor hale getiriyor.
Günlük hayat, iş ve içsel çatışma
Bir raporu bitirirken düşündüğüm şeyler
Geçen hafta bir analiz raporu hazırlarken saatlerce tabloya baktım. Satırlar, sütunlar, korelasyonlar…
Raporu bitirdiğimde bilgisayarı kapattım ve kendime şunu sordum:
“Ben şimdi ne yaptım? İnsanları mı anlattım yoksa sayıları mı?”
Çünkü her satır bir insan davranışını temsil ediyordu. Ama raporun içinde o insanlar yoktu, sadece değişkenler vardı.
İşte bu noktada “İnsanlar özel mi cins mi?” sorusu tekrar zihnime geldi. Çünkü iş dünyasında insanlar çoğu zaman “segment” haline geliyor.
Ama segmentlerin içinde yaşayan bireyler var.
Kahve molasında gelen farkındalık
Ofiste kahve içerken camdan dışarı baktım. Ankara griydi ama hareketliydi. Herkes bir yere yetişiyordu.
O an şunu düşündüm: belki de bu soru yanlış soruluyor.
İnsanlar ne tamamen özeldir ne de tamamen bir cinstir. Belki de mesele, hangi gözle baktığında ne gördüğündür.
Veriyle bakınca desen görüyorsun. İnsan olarak bakınca hikâye görüyorsun.
Son düşünceler: İki bakışın arasında
İnsanlar özel mi cins mi? sorusunun bende bıraktığı yer
Bugün Ankara’da 25 yaşında bir ekonomist olarak şunu daha net hissediyorum: İnsanlar hem tekrar eden örüntülerden oluşuyor hem de o örüntüleri kırabilen tek varlık.
Veri bana düzeni öğretti. Hayat bana istisnaları.
Belki de en doğru cevap, bu iki dünyanın arasında bir yerde duruyor.
Çünkü insanı sadece veriyle açıklamaya çalıştığında eksik kalıyorsun, sadece duyguyla anlamaya çalıştığında da.
Ve ben hâlâ bazen metroda insanlara bakarken aynı soruyu düşünüyorum:
İnsanlar özel mi cins mi?
Ama artık bu soruya tek bir cevap aramıyorum. Çünkü her yeni gün, bu sorunun cevabını biraz daha değiştiriyor.