İçeriğe geç

Hz. Abbas’a ne oldu ?

Hz. Abbas’a Ne Oldu? İzmir’den Bir Genç Gözüyle Düşünceler

Selam millet! Bugün İzmir’in bir kafesinde, kahvemi yudumlarken aklıma takılan bir soru var: Hz. Abbas’a ne oldu? Hani böyle derin ve bir o kadar da gizemli sorular vardır ya, işte onun gibi. Ama merak etmeyin, burada tarih dersi değil, İzmir sokaklarının esprili ve biraz da düşünceli perspektifinden bir yolculuğa çıkıyoruz.

Sabah İzmir, Akşam Tarih

İzmir’de sabah trafiğine takılmışken aklımdan bin türlü düşünce geçiyor. Mesela yanımdaki simitçiden simit alırken, “Acaba Hz. Abbas sabah kahvaltısında simit yer miydi?” diye düşünmeden edemiyorum. Tabii sonra kendime gülüyorum, çünkü Abbas’ın simitle işi yok ama zihnim o kadar hızlı ki, bir anda kendimi kahve ve simit üzerinden Abbas’ın kahramanlıklarını tartarken buluyorum.

“Yani, bak, Abbas suyun ortasında kollarını açmışken ben kahvemi elimden düşürebilirim, farkında mısınız?” diye kendi kendime fısıldıyorum. Arkadaşlarım duyacak olsa beni deli sanır ama olsun, bazen derin düşünce ile espri karışımı böyle oluyor işte.

Hz. Abbas’a Ne Oldu? ve Benim Günlük Mücadelem

Gündelik hayatla Hz. Abbas’ı birleştirmek garip geliyor ama deneyin; mesela geçen hafta markete gittim. Sepette portakal, peynir, ekmek… Ve birden düşündüm: “Hz. Abbas’a ne olduysa, herhalde bu kadar karmaşık şeylerle uğraşmak zorunda kalmamıştır.” Ama hemen iç sesim patladı:

— “Ulan sen, İzmir’de market kuyruğunda Abbas’ı mı düşünüyorsun?”

— “Evet dostum, çünkü tarih de günlük hayat gibi; bazen sırf beklemekle geçiyor.”

İşte bu noktada anladım ki, Abbas’ın cesareti ve fedakârlığı ile benim sabah simit kuyruğunda sabır testim aynı evrende değil ama ikisi de dayanma sınırını test ediyor.

Bir Kahve Molası ve İçsel Diyaloglar

Kafede otururken bir yandan arkadaşlarımla sohbet ediyorum, bir yandan içimden geçiyor: “Hz. Abbas’a ne oldu acaba? O kadar güçlü, o kadar cesur… Ama ben bugün kahvemi devirdim, laptop ıslandı. Ben mi küçük düşüyorum yoksa tarih mi büyük?”

Arkadaşım, bunu duyunca kahkahalarla gülmeye başlıyor:

— “Ulan sen, Abbas’ı da kahveni de aynı kefeye mi koyuyorsun?”

— “Evet! Hayat böyle işte, kahve dökülür, kahramanlık unutulmaz.”

İşte tam o an fark ediyorum ki mizah, tarih ve günlük hayat arasında ince bir çizgi var ve biz hep o çizgide yürüyoruz.

Abbas’ın Cesareti ve Benim Sosyal Medya Maceram

Instagram’da story atarken bir anda düşündüm: Abbas’ın cesaretiyle benim sosyal medyada yazdığım espriler arasında nasıl bir bağ var?

— “Belki de Abbas’ın cesareti, bizim tiktok danslarımızın cesaretiyle aynı yerde başlıyor,” dedim kendi kendime.

Tabii bu iç ses biraz da dalga geçiyordu:

— “Bak, sen sabah uyanıp kahveni döktün diye kahraman mı oldun sanıyorsun?”

Ama itiraf edeyim, bazen küçük olayları büyütmek, büyük kahramanlıkları anlamak için gerekli oluyor. Abbas’ın hikayesi de böyle değil mi zaten?

İzmir Sokaklarından Tarih Dersine

Alsancak’ta yürürken kafamdan geçiyor: Abbas’ın her zaman cesur olması, onun için bir sorumluluktu. Peki biz? Biz günlük hayatın küçük krizlerinde sürekli panik yapıyoruz. Kendi kendime not alıyorum:

“Hz. Abbas’a ne oldu sorusunun cevabı, sadece tarih kitaplarında değil; cesaret ve fedakârlığın içinde gizli.”

Hatta bir çocuk bisikletiyle çarpmaya çalışırken ben durdum ve düşündüm: “Eğer Abbas bugün yaşasaydı, bu çocukla mı ilgilenirdi, yoksa büyük savaşlarda mı?” Tabii çocuğun annesi bana bakınca, ben de gülümsedim, çünkü bazen tarih ile günümüz arasında köprü kurmak böyle saçma ama bir o kadar da komik oluyor.

Abbas ve Ben: Mizahın Gücü

Sonuçta anladım ki Hz. Abbas’a ne oldu sorusu, sadece onun başına gelenleri değil, bizim hayatımıza nasıl dokunduğunu da sorgulatıyor. Ben İzmir’deki sabah trafiğinde, kahve kuyruğunda, sosyal medyada gülünç durumlara düşerken, onun cesareti bana ilham veriyor.

Kendi kendime dedim ki:

— “Belki de Abbas’ın hikayesi, senin mizahınla birleşince daha anlaşılır oluyor.”

Ve fark ettim ki, tarih ve mizah, geçmişle bugün arasında köprü kuruyor. Bir yandan kahve döküyorum, bir yandan Abbas’ın cesaretini düşünüyorum, ve bu ikili hâl bana hem gülme hem de düşünme fırsatı veriyor.

Son Söz

Hz. Abbas’a ne oldu sorusunu sormak, sadece tarihe bakmak değil, aynı zamanda kendi hayatımızın küçük cesaret anlarını fark etmek demek. İzmir’in kalabalık sokaklarından evime dönerken, kahvemi tutmaya çalışırken, hayatın aslında büyük cesaretleri küçük anlarda sakladığını görüyorum.

Ve işte, günlük yaşam ile tarih, mizah ile derin düşünce arasındaki bu ince dengeyi yakalayınca, hem gülüyorum hem de anlıyorum: Bazı kahramanlıklar tarihte yazılır, bazıları ise simit kuyruğunda, kahve lekelerinde ve sosyal medyada gizlidir. Ama hepsi bize bir şeyler öğretir.

Hz. Abbas’a ne oldu sorusu belki cevapsız kalacak, ama onun hikayesinden çıkan dersler, kahkaha ile karışınca, günümüz hayatına ışık tutuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betcibonus veren bahis siteleriilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresi güncellendibetexper.xyzhiltonbet yeni girişTürkçe Forum